Atatürk ve Musul Sorunu

Atatürk ve Musul sorunu, o dönemde meydana gelmiş dış politika sorunlarından yalnızca bir tanesiydi. Musul, Mondros Mütarekesi’nin ardından ateşkese aykırı bir şekilde İngiltere tarafından işgal altına alınmış olması sebebiyle Misak-ı Millî sınırları içinde bulunan bir bölgeydi. Bu sebeple de Türkiye, Musul’un kendisine bırakılması konusunda Lozan Antlaşması çerçevesinde oldukça ısrarcı bir tutum takınmıştı. Ancak Türkiye özellikle o dönem yaşamış olduğu iç meseleler sebebiyle bu konuda pek başarılı olamadı. 


Atatürk ve Musul sorunu bu makalemizde uzun uzun anlatılarak detaylarına inilecek bir dış politika meselesi olarak karşımıza çıkıyor. Bahsi geçen nedenlerden dolayı Türkiye bu konuda istediğini gerçekleştirememişti. Ancak en nihayetinde yazımızın ilerleyen yerlerinde de göreceğiniz üzere Musul’un, 5 Haziran 1926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması neticesinde İngiliz Mandası altında bulunan Irak’ın bir parçası olduğu resmen tanınmış olacaktı.
Atatürk ve Musul Sorunu İlişkisi

Atatürk ve Musul sorunu ilişkisi, o dönemde devletin başında bulunması ve Türkiye’yi tüm sorunlarıyla birlikte devralmış olması sonucunda ortaya çıkmıştı. İngilizler’in gizlice organize etmiş oldukları Nasturi ve Kürt Ayaklanmaları, Türkiye’yi oldukça zor bir duruma sokmuş; 1925’te çıkan Şeyh Sait Ayaklanması, Musul üzerine gitmeye hazırlanan Türk Ordusu’nun büyük bir kısmının ayaklanmayı durdurmakla meşgul olmasına sebep olmuştur. Nitekim Musul’un kaybedilmiş olmasında en büyük etkenler arasında bu isyanlar yer alır. 



Atatürk ve Musul sorunu ilişkisi konusunda şunları da söyleyebiliriz… Birinci Dünya Savaşı bitiminde Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması ile teslim olmuştur. Yapılacak olan barış anlaşması için Mondros’un imzalandığı gün savaşın durduğu hatlar esas olacaktı. Ancak İngilizler savaşa altı gün daha devam etmiş ve Kerkük ile Musul’u da içine alan bölgeyi de işgal altına almışlardır. İngilizler yıllarca tüm bu bölgeyi gezmişler ve Musul’dan kuzeyde petrol olmadığını tespit etmişlerdi. Böylece Musul’un 80 kilometre kuzey kısmından geçen bir hat çizip bugünkü sınırlarına kadar olan yerleri de işgale devam etmişlerdir. Ancak, “Son Osmanlı Mebusan Meclisi”, 28 Ocak 1920 tarihindeki toplantıda kabul edilen "Misâk-ı Millî", Türk Milleti'nin çekilebileceği son noktayı gösteriyor; Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında yapılan tüm işgalleri reddediyordu. 

Atatürk ve Musul Sorunu Neydi?

Atatürk ve Musul sorunu neydi? 1923-26 yılları genellikle Türkiye ile Irak ilişkilerinin sürdürüldüğü ve İngilizler ile Türkler arasında barış görüşmelerinin sürdürüldüğü bir dönemdir. Kurtuluş Savaşı sonrasında yapılan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin siyasi sınırları belirlenmiş olsa da Irak sınırı daha sonraki anlaşmalara bırakılmıştı. İki ülkenin arasında 9 ay içerisinde mevcut bulunan sorun ile ilgili olarak bir anlaşmaya varılamadığı için çözüm, Milletler Cemiyeti’ne bırakılmıştı. Sonuçta da geçici bir sınır çizilmişti. Kesin karar ise Uluslararası Adalet Divanı tarafından verilecekti. Atatürk’ün dış politika gündemi, Lozan’dan kalan meseleler yüzünden oldukça fazla sorunlar ile yoğundu. Bu dönem yeni Türkiye Cumhuriyeti Avrupa’da yaklaşmakta olan savaş tehlikesine kilitlenmişti. Ortadoğu ile alakası ise daha çok Lozan sonrası mevzular ile sınırlı kalmıştı. Ancak İngilizler’in gizlice yaptırmış olduğu Nasturi ve Kürt Ayaklanmaları, Türkler’i zor durumda bırakmıştı. Hele ki 1925’te çıkan Şeyh Sait Ayaklanması, Musul üzerine eğilmeye hazırlanan Türk Ordusu’nun büyük bir bölümünün bu ayaklanma ile meşgul olmasına neden olmuştu.

Atatürk ve Musul sorunu neydi? Bu sorunun cevabına devam edecek olursak; neticede Musul’un kaybedilmesinde en büyük etmenlerin bu isyanlar olduğunu söyleyebiliriz. Milletler Cemiyeti 1925 yılı sonunda Musul’un Irak’ta, buna karşın Hakkâri’nin ise Türkiye’de kalması kararını aldı. Türkiye, tüm memnuniyetsizliğine rağmen içte yaşadığı ekonomik ve sosyal meseleler yüzünden 5 Haziran 1926 tarihinde İngiltere ile yaptığı anlaşma çerçevesinde, Milletler Cemiyeti’nin kararını tanımış oldu. Atatürk ise 1926 Ankara Anlaşması sonrasında Musul ve Kerkük bölgesindeki aşiretlerin faaliyetlerini takip etmeye devam etti. Bölgeye gizli görevlerle gönderilmiş olan Türk istihbarat görevlisi, Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atabilecek her oluşumu günü gününe rapor etmeye devam etmiştir. Mustafa Kemal’in fikrine göre Musul sorunu 1926’da son bulmamış; geçici olarak ertelenmiştir. Türkiye zaten Musul ile ilgili beklentilerinden hiçbir vakit vazgeçmemiştir. O dönemin Dışişleri Bakanı olan Tevfik Rüştü Aras 1970’te şu sözleri söylemişti:

“Türkiye, Musul’u Irak’a terk ederken, İngiltere ile arasının açık olması karşısında başka ülkelerin Türkiye ile ilişkilerini geliştirmekten duydukları endişeyi gidermek istediği gibi; Musul’u Irak’a verip, bu ülkeyi memnun bırakarak ileride onunla bir konfederasyon yapmayı da düşünmüştür. Fakat Irak’ta bu işi gerçekleştirecek Türk yanlısı devlet adamları suikasta uğradılar.”

Yorumlar